Eskisi Gibi Olmaz - Blogcu



Eskisi Gibi Olmaz

21/3/2007 - Ukte

Her ne kadar birileri (!) gibi aaa 23 Nisan aaa 19 Mayıs aaa 25 Haziran * deyip iki günde bir yeni yazılar yazamasak da, kendi çapımızda eğlenmek adına bir şeyler çıkıyor işte arada…

Siz gene bakmayın bana, yazmaya niyetim yoktu aslında, şu an durumum itibariyle karşımdaki dizüstü bilgisayarımın internetle uzaktan yakından, kablolu kablosuz hiçbir alakası ve bağlantısı olmadığı için yazıyorum bunları. Yani şu anda can sıkıntısını geçirmek, vaktini tüketmek için bu yola başvurmuş olan bir şahsın ilgili yazısını okuyorsunuz haberiniz olsun, ondan sonra kulaklarımı çınlatmayın benim… Yoksa şimdi internette olacağım var yaa J

Hayatımın son zamanlarına kadar erkek olarak dünyaya geldiğime tereddütsüz olarak hep şükretmişimdir. Gece yarısı sokakta yalnız başıma dolaşırken, babamın bu halimle bile her yaptığımdan hesap soruşu yüzünden acaba  kim bilir kız olsam neler olur deyip oran orantı kurarken, mutfakta canım annemin uzanamadığı raflara uzanıp açamadığı kavanozları açarken, çevremdeki kadınların doğum sancıları anılarını dinlerken ve anneliğin babalıktan daha zor olduğunu öğrendiğim günden bu yana, kısacası her şeyin erkekler için olduğu müşterek olmayan bir erkek dünyasında kadın olmadığımdan gelir bu nüfus cüzdanımın renginin kadir kıymetini bilirliğim…

Gelelim şimdi devede kulak kalsa da erkekliğimden memnun olmamda beni tereddütte bırakan şeylere… Sünnet olmak ve askere gitmek dermişim J desem de siz inanmayın…

Birincisi, biliyorum her ne kadar benim beceriksizliğim olsa da; sağlam bir hatun bulmanın neden bu kadar zor olduğu. Şimdi kız olsam, canım erkek arkadaş mı çekti anasını satayım, iki kuyruk salla, işlem tamam J ( Not: Sakın feministler atlamasın hemen, ortada bir aşağılama söz konusu değil, doğa kanunlarından ve gerçeklerden bahsediyorum, elinizi vicdanınıza koyun. Eğer ben böyle değilim diyorsanız, hiç merak etmeyin her erkek de benim gibi değil zaten, kişisel görüşlerim, 21 yıllık tecrübe(sizliği)m, saygı duyun lütfen J 

İkincisi ise ilkine paralel bir durum. Keşke kız olsam deyip iç geçirdiğim diğer bir hadise. Blogcu.com da bayan bir yazar olmak. Nedeni çok açık, dolaşırken sayfaları, kızın biri yazmış sayfasına, “Türkiye’nin başkenti Ankara’dır ” altına bakıyorum 20 tane yorum, 15 i erkek, yazılan yorumlar: aaaa canım ne kadar önemli bir konuya değinmişsin, aaaa sevgili Ayşe ben bunu bilmiyordum paylaştığın için sağol, aaaa Fatma ben olaya hiç böyle bakmamıştım katılıyorum sana falan filan J Lafım salyalı yorumlara…

Her şey bir yana, şairanelik bir yana. Erkekliğin nasıl onda dokuzu kaçmaksa şairliğin de onda dokuzu erkeklikten geçer.  J Dur noluyo o zaman ;şairliğe nasıl etki ediyo bu kaçma eylemi, şairliğin kaçta kaçı kaçmak ediyo? 20/9 mu oluyo yoksa 100/ 18 mi  Topluyo muyduk çarpıyo muyduk J Yaşasın, matematikten nefret ediyorum J Yazının gene b.. unu çıkardım J İşte… Erkek olmayı seviyorum…

 

* 25 Haziran da ne bayramıymış diye sorduğunuzu duyar gibiyim J 25 Haziran benim dünyaya gelişimi kutlama bayramı arkadaşlar J))) Ama aranızda yas tutmak isteyenler de olabilir tabii , orasını bilemem J)))))

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

28/2/2007 - Küçük şeyler...

 

 

Orhan Pamuk’un “Yeni Hayat” adlı romanını okuyan varsa bilir; kitabın ilk cümlesinin nasıl başladığını: “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti…” İşte ben de geçen hafta sonu odama 2+1 dedikleri ses sisteminden aldım, hayatım değişti :)

 

Müziği oldum olası severdim. İçimin içime sığmadığı zamanlarda bazen eski bir pop şarkısı bazen de son çıkan bir rock şarkısı eşlik ederdi bu mutluluğuma. Ve ne zaman hüzünlenmek istesem, bu sefer de bir arkadaşımdan özenip de uygulamaya koyduğum, her daim yanınızda bulunması gereken, üzerine “Öldüren Şarkılar” yazılmış bir CD nin varlığı imdadıma yetişirdi bu durumlarda. Ben bu halimi mazomüzoşist olarak tanımlıyorum :)

 

Epey zamandır bilirdim insanoğlunun neden diskoya giderek bası yiyip geldiğini ama bu aralar sonradan görmüşlüğün de verdiği etkiyle daha bir anlar oldum. Mazur görün çünkü hayatımda ilk defa “benim” diyebileceğim bir odanın sahibi oldum.

 

Kendimi bildiğimden bu yana süre gelen hayatımda, önce iki çocuklu bir ailede kardeşimin abisi olarak aynı odayı paylaşmış, ardından gelen yatılı okul yıllarımda da ranza sistemiyle paylaşılan ortamlarda benim için hep bir lüks olmuştu, ufak ama kazanılması epey zor olan bu özgürlük…

 

Matematikten nefret ettiği kadar müziği seven muzip bir çocuk edasıyla diyebilirim ki; artık çarpım tablosunda mp3’lerimi 9’la çarpabiliyorum :)) Evin camları yerinde kaldığı ve matematikçiler var olduğu sürece de sanırım gerisine şimdilik gerek yok :)

 

Daha bitmedi aslında içimdeki özlemler, küçük şeyler… Sıradaki gelsin lütfen, bekliyorum…

 

 

Daha mutlu olamam

 

güne kahveyle başladım

ağzım kuru zihnim açık

beyaz camda görüntüler

hepsi o kadar dürüst ki

 

hayatımdan çok memnunum

aşk bitti aşk aptallıktı

bir de sigarayı bıraksam

kimse tutamaz beni artık

 

küçük şeyler sevindirir ruhumu

hayal bile edemezdim ben bunu

daha mutlu olamam

 

yağmurlu bir akşamüstü

radyo açık köprüdeydim

derken bir anda fark ettim

başka bir hayat yok ki!

 

durdum sustum gülümsedim

gözümü açtım ben değiştim

kızdınız siz haklıydınız

artık size gerek yok

 

küçük şeyler sevindirir ruhumu

hayal bile edemezdim ben bunu

daha mutlu olamam

bu akşam

 

daha mutlu olamam…

 

                                                                       Mor ve Ötesi

 

 

Orhan Pamuk’un romanında adı geçen kitabı her ne kadar merak etsem de öğrenemeyeceğim galiba, ama siz benim hoparlörlerin markasını öğrenmek isterseniz sorun çıkarmam ;)

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/2/2007 - Aşk, yalnızlık ve bekleyiş...

 

Kaptan

Kaptan, senin deniz dediğine
burada yalnızlık deriz.
Güverte dediğine

aşk ihtimali,

yelken dediğine gökyüzü.

Biz küçüktük,
sen demir alıyordun.
Şehirle liman eskiydi,

yeniden sevilirdi.
Sen bekleyenler isterdin,
beklemek,

taktığın lakabımızdı bizim.

Sonun kalmak olurdu,

biliyorduk.
Yürüsen deniz arkandan gelir.
Analarımız yaşlandı
birer dakika arayla,
kız kardeşlerimizi hep sensiz evlendirdik.
Deniz vardı aramızda,
o aynı kaldıkça
değişmezsin sanıyorduk,
biz daha yaşlanmayız.

Kaptan,

senin deniz dediğine
burada yalnızlık deriz.
Güverte dediğine
biz aşk ihtimali,
yelken dediğine
acı bekleyiş.


Yazık, 
keşke sevecek kadar

tanıyabilsek,
tanıyacak kadar
görebilseydik seni...


Tuna Kiremitçi

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

2/2/2007 - Hepimiz Türk'üz...

 

EY KOCA DÜNYA BEN DE ÖLDÜM

Ey koca dünya ben de öldüm,
Belli ki hiçbirinizin haberi yok,
Hem de DİNK’ ten sadece bir gün önce,
Ama sen ne duydun, ne gördün, ne de umursadın…

Ölümümden hemen sonra kameralar gelmedi oraya,
Halk da toplanmadı ellerinde karanfil ve mumlarla,
Hiçbir devlet büyüğü ve Amerika’da kınamadı ölümümü,
Ve yazmadılar adımı mezar taşımdan başka, hiçbir yere…

Halbuki benim adım öz ve öz Türkçe idi, “Kadir AYDIN”
Okunması, söylenmesi ve yazılması onunkinden daha kolaydı,
Ama anmadı beni babamdan gayrı kimse, onu andıkları gibi,
Ve yazılmadı başka hiçbir yere adım, anamın yüreğinden başka…

Ben gencecik fidandım, daha hiç tomurcuk vermemiş,
Ve soldurdular beni Lice’ de, hayatımın baharında,
Beni de vurdular, ben de öldüm, bilmem duydunuz mu?
Ama bulamadılar beni vuranları 32 saatte, belki de hiç aramadılar…

Ben kendi vatanımda, vatanımı vatansızlardan korumak için öldüm,
Ben Türk’tüm, adım Türkçe, ama öğrenemedi adımı hiç kimse,
Bir kez bile manşet de olamadım ya o gül yüzümle gazetelerde,
İşte EY KOCA DÜNYA BEN ASIL O GÜN ÖLDÜM !..

 

       Hrant DINK’in ölümünden sonra yaşananların ardından, VATAN’ı için (adını bile sonradan öğrendiğim) DİYARBAKIR Lice’de şehit olan J.Komd.Astsb.Kd.Çvş.Kadir AYDIN’a ithafen yazılmıştır. Ruhun şad olsun...

 

                                                            Oğuz Karaduman

                                                            

 

Figüran zihniyetli içimizdeki Ermenilere... Yorumsuz...

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/1/2007 - yalancı kış...

     Hiçbir şey yazasım yok aslında... Hastayım son bir haftadır... Bir de ev taşıma telaşı üstüne eklenince kapattım bütün duyularımın şalterlerini... Şu an bunları yazıyorum çünkü aptal bir sorumluluk hissediyorum buraya karşı. Sanki hergün binlerce kişi benim sayfalarımda dolaşıyormuşçasına...

 

     Hani şu meşhur hikayeyi bilirsiniz, sağlığımızın "1" olup da hayatımıza eklediğimiz herşeyin birer "0" olduğu şu güzel hikayeyi...İlk sahip olduğumuz bir bisiklet belki, bir türlü bitmeyen okulumuzdan mezun oluşumuz... Doğru insanla yaptığımız bir evlilik belki de...Ücreti dolgun, kariyeri parlak bir iş hayatı ya da bizi bekleyen; hayatta herşey paraymışçasına yaplan hırslarla..."1" in yanına eklendikçe değerimizi(!) arttıran o "0" lar...

 

    Şu an bunları yazıyorum çünkü, yatıp uyuyacak imkanım yok, dışarıdayım...Bir internet kafede...Hatta o kadar hastayım ki; karşı masada bana bakıp gülümseyen güzel kıza , değil bluetooth'u açıp şansımı denemek, tepki bile veremiyorum :) O kadar fena yani...

 

      Sabah otoyolda bir kamyon görüyorum karşı şeritten gelen,üzeri bembeyaz karlarla kaplı...Öteki yakaya düşen karın henüz buraya uğramadığının haberini veriyor... Önden akıncısı "Rüzgar" ı göndermiş... Bizi hırpalaması için... Bunda son derece maharetli olduğunu söyleyebilirim... Keşke aynı doğanın biz insanoğlunun bitip tükenmeyen yok etme hırsı karşısında da başarılı olduğunu söyleyebilseydim... Bir türlü gelmeyen kara kışlara, ısmarlama kardan adamlara inat...

 

    Küresel ısınmaya karşı insanları bilinçlendirmek için yaptığı radyo programında  "Kendim için istiyorsam namerdim" diyor bir gazetenin haftasonu ekinde röportaj veren yaşlı adam, muhabirin "neden" sorusuna karşılık... Elinde tuttuğu  torununun fotoğrafını gösteriyor ve ekliyor " Ne zaman pes etmeye kalksam bu uğraşıda, O'nun fotoğrafına bakıp yeniden güç alıyorum her seferinde" diyor...

 

    Türkiye'yi kurtardık ya, şimdi bir de dünya çıktı işte... Bir de kendimi kurtarsam; kaybettiğim "1" ime yeniden kavuşsam... Al işte, karşı masadaki kız da kalkıyor zaten...

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Harcadık kaç mevsimi, o günleri kim bulsun? Geri ver gençliğimi, şairlik senin olsun! / Can Bahadır Yüce

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

polyanna
inopnevma
aceba35
magicdesignhayaleturet
dilsizmutercim
nehrun
kkardelenn
aceba20